Selçuklu Başkentinden Osmanlı Pâyitahtına Necati Çelik, Ud ve Sûzidil

Necati Çelik’in Sûzidil albümünü bazı alt başlıklarla incelemek ve tanıtmaya çalışmak, aynı zamanda sanatkarın elli yıldan fazla süren sanat hayatını kısaca gözden geçirmeye sebeptir.

Necati Çelik’in müziğimiz içerisinde udla seyahati

Necati Çelik’in bağlamayla başlayan müzik hayatında çok kısa bir süre sonra bağlamanın yerini ud alır. Bu değişimde, kuvvetle muhtemel Konya’da doğmuş olmasının etkisi fazladır. Çünkü Konya yöre icrasında bağlama, divan sazı gibi telli çalgılar kullanılmakla beraber yöre insanının en çok rağbet ettiği sazlar ud ve kanun ikilisidir.

Bağlama, divan sazı, ud ve kanun icra edilirken yörenin kendine mahsus mızrap tarzı da icracılar tarafından sazlarında netçe gösterilir. Yöre tabiriyle kıvrak bir teknik gerektiren icra tarzını bağlamanın tezenesi ile icra ediş ud mızrabına göre daha kolaydır. Bununla birlikte yörenin güç veya zor kabul edilen eserlerini bilhassa udda icra ederken bağlamaya kıyasla çok daha iyi ve doğru seçilmiş bir mızrap tekniğine sahip olmak zorunluluğu vardır. Arzu edilen mızrap tekniğine tam ve kamil bir şekilde sahip oluşuyla Necati Çelik’in gerek yöre ve gerekse diğer udiler arasından hemen sivrildiğini, göze çarpar hale geldiğini müşahede ederiz. Üstelik erişilen bu seviye oldukça kısa bir zamanı kapsamış, Çelik daha 20’li yaşlarındayken hızlıca gelişerek çokça takdir toplar hale gelmiştir. Kısa sürede gerçekleşen gelişmenin içyüzünde başka bir hikaye yatar. Sûzidil albümünü belki de bu kadar parlak bir hale getiren cüzlerden bir taneciği o hikayedir. Çünkü hayretle müşahede ettim ki, Sûzidil, ud icra tekniklerini bilen kişiler için adeta bu hikayenin ud ve mızrapla neşri manasına gelen bir albümdür. Ancak hikayenin ud mızrap tekniğiyle alakalı olduğunu hatırda tutmak da şarttır.

Sûzidil’e uzanan yol

Mesut Cemil, Türk mûsikîsinden bahsederken haklı olarak şöyle bir tamlama kullanır: İstanbul mûsikîsi!..

Mesut Cemil’i böylesi haklı bir nitelemeye götüren sebepler pek çoktur. Bu söze Necati Çelik’in ud icra üslubu göz önünde tutularak şöyle bir yaklaşımda bulunmak elbette mümkündür:

Güzel yurdumuzda bulunulan her yöreyle beraber çalgı tavırları veya çalgı icra üslupları yanında icra edilen çalgılar da yöreye göre bazı değişiklikler gösterir. Bu oldukça tabii bir durumdur. Hal böyle olunca belli bir yörede çalınan udda, ud icracısının yöreyle iç içe bir mızrap tekniği geliştirmesi ve üslubunda da o mızrap tekniğinin barizleşmesi gene çok tabii görülür. Yerleşik yöre tavrı sebebiyle Necati Çelik’i bağlamadan uda geçiş yaptığında pek çok zorluk bekler. Çünkü bağlamada kullanılan sağ/sol el teknikleri ile ud çalan kişinin sahip olması gereken sağ/sol el teknikleri farklıdır. Yöre için bu farklılık en çok mızrap tutan sağ eli zorlayıcıdır. Nasıl zorlayıcı olmasın? Bağlamanın tezenesi ile ud mızrabının hem yapıları çok farklı hem de tutuşları çok farklıdır. Bunun üzerine bir de tezene/bağlama, ud/mızrap tel temas farklılıklarını ilave edecek olursanız sazende adayını nelerin beklediği kolayca hayal edilecektir.

Çelik, sahibi olduğu kabiliyetle tezene/mızrap açmazını kendi kendine ve hızlıca çözer. Hatta kısa zaman içinde Konya havalarını oldukça makul seviyede çalar da. Lakin Çelik’in duydukları, dinledikleri ve bazı yayınlarda gördükleri bambaşka bir ud icrasını merak ettirir. O udu bambaşka çalan kişi İstanbul’dan ses veren Şerif Muhittin Targan’dan başkası değildir. Üstelik dikkat çeken bir yayında, Targan’ın virtuozite etütlerini Türkiye’de çalabilecek sadece tek kişinin var olduğundan bahis edilmektedir. Bunu okuyan Çelik, İstanbul’dan dünyaya ses veren Targan’a merak salarak notası yayınlanmış etüt ve diğer eserlerini kendi kendine çalışmaya başlar. Çaldıklarının olup olmadığını test etmek için de Targan’ın radyoda yayınlanmış ses kayıtlarını kullanır. Akıbette genç Necati Çelik İstanbul’dan fersahlarca uzakta Konya Ovası’nda Targan çalabilen tek kişi haline gelir. Yöre insanıysa bu eserlere neredeyse hiç itibar etmez. Ama bu Targan icraları Necati Çelik’in ud mızrap tekniğini hocasız olmasına rağmen çok üst seviyede geliştirir. İster istemez yöre mızrabına da tesir ederek, çalınması en zor Konya havalarını udla muazzam bir şekilde icra etme becerisi kazanır. Husule gelen bu yeni icra, yöredeki diğer icracıların istisnasız hepsinden çok farklıdır. Fark, Konya Havaları’ndaki süratli nağme ve icap eden süslemeleri çok ama çok temiz bir şekilde ortaya koymasındadır.

Çelik, İstanbul’dan Targan’la Konya’ya akan ud tekniği neticesinde yazılı yayında yer alan tek udidir sözünün bizzat yazarı tarafından silinmesine sebep olur. O yazar tarafından, aynı sözün, Çelik’in gözü önünde, yazarın eline aldığı bir kalemle karalanmış olması o dönem için Necati Çelik’e verilen en büyük ödül olmak hüviyeti taşır. Targan gibi Hakk’ın rahmetine kavuşmuş bulunan o yazar Cinuçen Tanrıkorur’dur.

Tanrıkorur, Necati Çelik’in hayatında en mühim rol model olmak vasfını taşıyan kişidir. Tanrıkorur’la olan münasebetleri O’nun ud icrasına ve günlük hayatına pek çok yansımayla nakşolur. Tanrıkorur o devrelerde İstanbul musikisinin Ankara’dan işitilen sesidir. Ama edindiği hal ve tavrın kökünde elbette doğduğu ve hayatının en uzun devrelerini geçirdiği İstanbul yatmaktadır.

Çelik’in çok az sayıda vücuda getirdiği sözlü eserlerinde Tanrıkorur’un beste üslubuna uygun hareket ettiğini söyleyebiliriz. Ancak Çelik’in udda sahip olduğu sağ/sol el teknik bütünlüğü ve yöre icralarına hakimiyeti Tanrıkorur’dan farklıdır. Bu farklılık Tanrıkorur’un daima gıpta nazarlarını göndermesine, sözlerinde de dile getirmesine sebep olmuştur.

Ve Sûzidil

Var olan haliyle Sûzidil’i sadece, dinlendiği zaman insanı farklı alemlere sürükleyen güzel eser ve icralardan oluşturulmuş solo ud albümü olarak değil, aynı zamanda didaktik unsurlar barındıran bir albüm tanımıyla değerlendirmek lüzumu vardır. Bu açıdan bakıldığı zaman Sûzidil’i, sahada benzerine zor rastlanan bir albüm olarak telakki etmek hiç de yanlış olmasa gerektir.

Biraz evvel yazıya aktarılanların, okuyan kişi tarafından subjektif görüşler diye nitelenmesi ihtimali kuvvetlidir. Bu sebeple iki eser hariç diğerleri solo ud icralarından oluşturulmuş Sûzidil albümünde, kolayca dinlenip şahit olunabilen bazı ud icra teknik unsurları dile getirmek elzemdir. Çünkü bu albüm, Udi Necati Çelik’in sağ/sol el tekniğiyle alakalı, çok net işitilebilen örnekleri dinleyiciye hızlıca ve oldukça bariz bir şekilde vermekte olup mükemmel örnekler olma vasfını haizdir. Necati Çelik’in özellikle sağ el mızrap tekniğiyle alakalı örneklerin bu kadar net bir şekilde dinleyiciyle buluşması daha evvel hiç olmamıştı.

– Sanatkar Necati Çelik’in yirmilerce yıl tekrar edile edile olgunluğun zirvesine tırmanmış solo icralarına şahit olduğumuz albümünde ana ezgiyi süslemelerle beraber ele almak zorunluluğu vardır. Çünkü Çelik’in sol el tuşesi yanında üslubunu belirleyici ana faktör sağ el mızrap tekniği ve aynı teknikle yaptığı süslemelerdir. Çok temiz bir ajiliteyle örülmüş ve neredeyse spontanlaşmış süslemelerin, ud icra üslubunu sağ el mızrap tekniğiyle beraber oluşturan mihenk noktaları olduğunu kesin bir dille kabul etmek gerekir.

– Glissandodan mümkün olduğunca arındırılmış, çarpmaların ustaca ve çokça kullanıldığı üslup, az fakat yerli yerinde kullanılmış sol el baskısıyla oluşturulan vibratolarla taçlanmıştır.

– Çokça trioların ve kimi zaman da staccatonun dahi süsleme aracı olarak kullanılması, dinleyen kulağı aynı zamanda okşayıcı bir üslupla baş başa olduğumuzu hatırlatıcıdır.

– Bazı süsleme motifleri sadece sol el tuşesiyle oluşturulmuştur. Böylece dinleyeni dinlendiren bir icra üslubuyla karşı karşıya olduğumuzu anlamaktayız. Bu durum, Çelik’in udunu dinleyen kişi üzerinde belli bir haz hissi doğurmaktadır. Bu haz hissinin ortaya çıkışındaysa hiç şüphesiz kullanılan nüansın da etkisi vardır. İcra edilen nüans Çelik üslubunda şöyle şekil almaktadır: ilk forte mızrap zarbından sonra sadece tuşeyle elde edilen ve ilk tuşeyi takip eden tuşelerin birbiri ardınca pianissimoya varan decrescendo icrası.

– Cinuçen Tanrıkorur’un son nefesine kadar olan irtibatları esnasında Tanrıkorur’a çoğu zaman ağabey, kimi zaman da hocam sıfatlarıyla hitap eden Çelik’in ud icrasında hoca Tanrıkorur’un izlerini farkedebilmek hiç de zor değildir. Ancak Çelik’in bir Tanrıkorur taklitçisi olmadığı muhakkaktır. Çelik’in ud icra üslubunu Tanrıkorur’dan kolayca ayırt etmeye yarayan ip uçlarını uddan Tanrıkorur’da olduğu gibi barizce aksetmeyen tanbur tınısından ve sol elde kapalı tuşelerin daha az olmasında değil, sağ el veya mızrap tekniğinin farklılığında aramak gerekir. Selçuklu kokan mızrap dokunuşları tremolo gibi ardı ardına tekrarlanırken, mızrap-tel temaslarının bir tekinde bile mızrap şiddetinden taviz vermeyerek çoğu udide şahit olduğumuz kimisi zayıf kimisi şiddetli tel temaslarına Çelik’in bu olgunluğun zirvesi olan albümünde çok çok nadir şahit oluyoruz. Haliyle çoğu Çelik gibi şöhretli udide sıklıkla rastlanan arzu edilmeyen mızrap/tel temasına Çelik icrasında rastlanacak olursa buna falso demek icap etmektedir. Bu açıdan Sûzidil albümündeki solo ud icralarına bakıldığında falsosuz icranın ne olduğu ve nasıl olması gerektiğinin örneklerine sıkça şahit oluyoruz.

– Albümde yer alan eserlerin hiç birisinde süsleme maksatlı arpej icrası yoktur. Bu tespit biraz sonra okuyacağınız tespitler beraberinde günümüzde artık örneği pek göze çarpmayan bir udiyle karşıkarşıya olduğumuz hükmüne bizleri götürmektedir. Arabın taksim icrası esnasında çokça kullandığı tremolosunu da Çelik icralarında görmüyoruz. Çelik’in kullanmadığı ama Arabın çokça kullandığı tremolosunun günümüz genç ve iyi udilerinde nüanslandırılmış tremoloya dönüştürülerek sıkça icra edilmesi, Türk’ün öz müziğine yakıştırdığımız taksimlerin artık karakter değiştirmeye başladığına dair bir işaret olarak yorumlanmalıdır. Bu tespit neticesi Necati Çelik’in Sûzidil albümünde yer alan taksim ve diğer icralarının Türk’e yakışır taksimler olduğunu belirtmek bir zaruret halini alır. Unutulmamalıdır ki, yukarıda bahsedilen karakter değişikliklerini müziğin seyri açısından makul görmek gereği vardır. Günümüzde iletişim teknolojisinin yüzyılın zirvesinde oluşuyla bu şekil değişiklikleri çok daha kısa süreler içerisinde görülür oldu. Artık bir dekattan (bir dekat = on sene) daha az süre içinde açıkça gözlemlenebilen böylesi karakter değişiklikleri, önümüzdeki devirler içinde yerleşik karakterli ud üsluplarıyla karşılaşma ihtimalimizi çok aşağılara çekmekte ve hocadan talebeye intikal eden soy süren üslup varlığının yavaş yavaş yok olacağı düşüncesine bizleri götürmektedir.

– Çelik taksimleri her ne kadar payitahttan ses veriyor olsa da tıpkı Hüseyni taksiminde olduğu gibi buram buram Anadolu kokar. O koku Hüseyni’de nasıl barizce hissediliyorsa, Sûzidil’inde de, Kürdi’sinde de, Ferahfeza’sında da, Uşşak’ında da ayniyle öyledir. Bu durum da Selçuklu başkentinden çıkıp Osmanlı payitahtından ses veren İstanbul musikisinin artık Anadolu’yla hallihamur olduğunun bir işareti kabul edilmelidir.

– Necati Çelik bir okuyucu, şarkıcı veya bir ses sanatkarı değildir. Necati Çelik’in sesinde Anadolu insanının o çokça medhedilen ve alıcı olmayıp sürekli verici olan saf gönlünün izlerini bulmak o kadar kolaydır ki, o kolay bulunan izler Çelik sesini dinleyenleri hemen saf hisler denizinin kıyısına götürüverir. Sûzidil’de de yer alan o saf gönül sesinin teknik analizine girişmek ise Aşık Veysel’in kendi yaktığı ve okuduğu sair türküleri okuyuşunu tenkit etmek gibi bir garabet ufkuna yelken açtırır. Çelik’in hem ud çalıp hem de şarkı/türkü okuyor oluşunun altında, müzik icrasını başı sonu belli bir fikri zemine oturtmak isteğinin barizleştiğine vurgu yapılmalıdır. Konya havalarının en usta ud icracısı kabul edilmiş olan Necati Çelik’in ud/kanun eşliğinde icra edilmesinin genel kabul gördüğü Konya’dan İstanbul’a uzandığını hatırlamak ve ud yanında sesini de İstanbul’dan dünyaya işittirdiği tespitini tam da burada zikretmek gerekir. Konya’da çalgı çalabilme kabiliyetini haiz olup şarkı/türkü söyleyemeyen icracıya sağır denildiği bir vakıadır. Konyalı ağzında sağır kişi, konuştukları (çaldıkları) anlaşılmayan kişidir. Sözlü müzik eserlerinin oldukça yaygın olduğu ve buna mukabil sözlü eserlerle kıyas edilecek olursa saz eserlerinin bariz şekilde az görüldüğü topraklarımızda halk ozanlarının hem çalıp hem de söylemek zorunluluğuyla başbaşa kalışları her sazendeden aynı zamanda şarkı veya türkü okuması beklentisini tetikler. Aynı bakış altında; çalgı çalmayı bilmeyen ama türkü okuyan bir kişi mazurdur da sadece çalgı çalıp okuyamayan kişi ise mazur değildir. Bu sebeple o kişiye sağır sıfatı yakıştırılır. Sınırlı sayıda varlığından söz edilen ud icra üslupları içerisinde kendine mahsus bir yere sahip olan Cinuçen Tanrıkorur’un, öz kültürümüzde var olan kopuzu sağrısında taşıyıp gerektiğinde hem kopuzunu çalıp hem de kendi bağladıklarını okuyan ozan geleneğimizin temsilciliğini üstlendiği durumu her udinin bildiği başka bir vakıadır. Necati Çelik’in çok haklı olarak örnek aldığı Hoca Cinuçen Tanrıkorur’a benzer şekilde bir tavrı sergilemeye çalışması da okuyuculuğunun son gerekçesi olsa gerektir. Sûzidil sebebiyle şöyle bir temenniyi dile getiriyor olmak dilerim abesle iştigal addedilmez: Necati Çelik ud/kanun çalgı ikilisi eşliğinde kendisinin de okuduğu Konya Havaları’ndan müteşekkil bir albüm oluştururlarsa, o albüm aynı zamanda Konya/Anadolu kültürüne çok güzel bir belge kazandırmış olmak hüviyetini getirecektir.

Son söz

Sûzidil albümü birbirini takip eden Sûzidil makamında üç eserle başlıyor ve Hüseyni, Şevkefza, Kürdi, Ferahfeza, Uşşak eserlerle Muhayyer’e bağlanarak tamamlanıyor. Toplamda on altı esere yer verilen albümde Çelik’in Sûzidil taksiminden sonra gelen ilk eser büyük tanburi ve Sûzidil takım bestekarı Ali Efendi’nin peşrevidir. Son eser ise Tanburi Cemil Bey’in Muhayyer Saz Semai’dir. Tanbur ve Türk musikisinin iki ustasından birinin eseriyle başlayıp diğerinin eseriyle biten albüm üzerinde söz konusu edilebilecek pek çok konu var. Ud icra teknikleri gözetilerek yukarıda kısmen dile getirilmiş olan Çelik’in ud icra üslubunun, barizce içerisine girebilmeye sebep olan bu albümün dinleyiciye sunulması tamamen müspet bir gelişmedir.

Sanatkar Necati Çelik’in, sanatının icrasında, yaşça doruk noktada vücuda getirdiği bu Türk ud icra üslubuna mükemmel örnek teşkil eden albüm/eseri hiç şüphesiz arşivlerde müstesna bir yere sahip olacaktır.

Bu yazı “arkakapak.com” sitesinde yayınlanmıştır.
Yazıyı orijinal adresinde okumak için tıklayınız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir