Erbâb-ı Mûsikîden Fena Kimse Zuhûr Etmemiştir

Cahit Gözkan - Ahmet Mükerrem Akıncı
Kadıköy’deki atölyesinde musiki çalışmalarına devam eden Udi Necati Çelik’i ziyaret eden Hasan Burak Özkanlı izlenimlerini ve notlarını aktarıyor:

Geçenlerde yolum Kadıköy’e düştü; pek iyi de oldu. Bizim Ahmed Ağabey, hal hatır sorarken Kadıköy’de olduğumu öğrenince udî üstad Necati Çelik Bey’i ziyaret etmemi tavsiye etti, bendeniz de bu tavsiyeye uydum. Ud, makamlarımız, musikişinaslarımız hakkında faydalı bir muhabbetin yanı sıra kıymetli anılar da haznemize dâhil oldu. Meclise siz dahi dâhil olun diye kararınca tadında arz edeyim:

Necati Hoca’nın atölyesine gittim. Atölye Osman Ağa Camii yakınında bir hanın ikinci katında. Biri Amerika’dan gelen ve kemanı ile Hoca’dan Türk musikisini meşk eden, diğeri ud çalan iki talebesi ile bir de misafiri vardı. Hoca gayet nazik karşıladı beni.

Evvela atölyeyi temaşamı nakledeyim. Pek zarif hat levhaları (A. Erol Dönmez’in eserlerinin de dâhil olduğu), duvarda asılı beş ud ile bir bendir göz alıyor. Duvardaki fotğraflarda yer alan Dede Efendi, Cahid Gözkan, Cinuçen Tanrıkorur gibi mümtaz zevatın simaları da mütebessim. Bir de Necati Bey’in faaliyetlerinin çeşitli afişleri ile takdim edilen plaketler var. Levhalar; Kadir Suresi, “Muhammed’den muhabbet oldu hasıl…”, “Eli boş gidilmez gidilen yere- Ya Rab boş gelmedim ben suç getirdim- Dağlar çekemezken bu yükü- İki kat sırtımla pek güç getirdim”, Ali Hüsrevoğlu’nun sol anahtarı biçiminde istifli Ya Mevlana’sı ve yazının başını süsleyen söz ve diğer birkaç levha idi.

“Kızım, sizde tarhana var mı?”

Yabancı talebe ile meşk edilen eserleri ud ve keman birlikteliği ile dinleyip pek lezzet aldım. Ara yerde muhterem Cahid Gözkan ile anılarından sordum üstada. Sağ olsun pek samimi anlattı. Cahid Bey’i ilk kez Konya’da evlerinde iken Cinuçen Bey vesilesi ile seksenlerde işitmiş Necati Hoca; bir jüri üyeliği için aranan Cinuçen Bey, eğer Cahid Bey kabul etmez ise ancak bu vazifeyi kabul edebileceğini iletttiği sırada. Sonra İstanbul’da sık görüşür olmuşlar Cahid Bey ile Necati Hoca. Hatta evinden pek çıkmayan Cahid Bey, Necati Hoca’nın asansörsüz bir apartmanın beşinci katında olan evine -ihtiyar haline rağmen- sıkça gelmek için tatlı bahaneler bulurmuş. Mesela Necati Hoca’nın hanımını arar ve “Kızım, sizde tarhana var mı? Varsa yap da içmeye geleyim madem” gibi.

bestekar-cahid-gozkan

Aşk ile anıyor Cahid Bey’i Hoca ve tabi şükranla. Hoca, Cahid Bey’e yetiştiğinde sazını eline almasa da ağzıyla meşk ettirirmiş kendisine. Cahid Bey, Küçük Hüseyin Efendi’nin dervişi imiş. Bir Nakşi şeyhi kendisi de. Bu bilinir lakin şeyh olmasına vesile rüyası bilinir mi bilmem. Şöyle ki, Cahid Bey bir gece rüyada kendisini peygamber makamında görür. Yanına dört kişi gelir, Kâbe’ye musallat olan bir ucubeden şikâyet edip yardım isterler. Ellerindeki tahtırevana Cahid Bey’i bindirip taşıyarak Kâbe’ye gelirler. Cahid Bey on – on beş dakika kadar o ucubeye dil döküp onu oradan uzaklaştırır. Böyle işte, bir değişik işler bunlar, ehline malum…

Laf Cahid Bey’den açılınca tevafuk bu ya meşk edilecek eserler arasında kendisinin Mâhur Saz Semaisi vardı, icra olundu. Mest olduk ve hamd olsun ruhaniyetini adeta mecliste bulduk. Mâhur makamı hakkında yabancı talebeye kısa bir iki söz etti Hoca; nakledeyim: “Bu makam Çârgâh’ın transpozesidir. Kuvvetli perdesi Nevâ’dır. Basit olarak Rast’ın tersi de denilebilir. Rast çıkıcı makamdır, inicisi olmaz bence, inici ise Mâhur olur.”

Her kıymet haberdar olunarak korunmalı, yerinde kabul edilmeli, karıştırılmamalı

Diğer talebe ile de Tamburi Cemil Bey’in Ferahfeza Saz Semaisi meşk edildi. Bendeniz oğlu Mesud Cemil Bey’in babası ile kıyaslanmasını sordum Hoca’ya. Bunun yanlış ve ayıp olduğunu, ikisinin de kıyaslanamaz kıymette olduğunu söyledi. Ancak Mesud Cemil Bey zihinlerde babasının gölgesinde kalmış olabilir, bu durum Hz. Mevlana ile Sultan Veled arasındaki hale benzer bu hususta.

Musikimizin bazı meselelerine de temas edildi ki gayet mühim. “Bizim musikimizi yorup yıpratan bir şeyi diğeri yerine yanlış biçimde ikameye çalışmamız diyor Hoca. Mesela Batı müziğini Doğu müziği yerine yahut tam tersi. “Her kıymet haberdar olunarak korunmalı, yerinde kabul edilmeli, karıştırılmamalı” dedi Hoca. Burada bizzat dinlediği bir hadiseyi anlattı. Necdet Yaşar, dünyaca tanınan keman virtüözü Yehudi Menuhim ile beraberken tamburu ile Batı müziğinden bazı şeyler çalmış. Ancak Yehudi Menuhim pek oralı olmayınca kendi kendine “yahu ben ne yapıyorum, bu böyle olmaz” deyip bir peşrevimizi icra edince, bitirdiğinde Yehudi Menuhim gözleri dolu halde “ne olur bitirme, devam et, bu nasıl bir müziktir” demekten kendini alamamış. İşte, bir şey diğeri yerine ikame olunmuyor, kıymetleri ayrı, aletleri farklı.

Herkesin ehli olduğu hususla yetinmesinin önemine de değindi Hoca. İki sevdiği ses üstadından bir önemli misal vererek… İlki,Bekir Sıtkı Sezgin Bey… Bekir Bey bir mevlit okuma ustasıdır ancak bir dönem gazel okumuş ve bu kayda alınmış. Lakin okuyuşu Bekir Bey’i tatmin etmediğinden bizzat kendisi toplamak istemiş kasetleri ancak mümkün olmamış. Diğer zat ise, gazel üstadı olan Kemal Bey… O da mevlit okurmuş ancak gazel tavrı ile; tabi bu pek doğru olmasa gerek.

Bendenizin anlattığı birkaç Ramazan fıkrası ile muhabbet deminde sır oldu. Görene aşk olsun. Fakir de Eminönü vapuru ile Fatih’e döndüm, elimde Necati Çelik’in “Sûzidil” isimli albümü ve zihnimde Ahmed Mükerrem Akıncı‘nın şu sözleriyle: “Evladım, eslâf ilm-i şerîf-i mûsikî diye tesmiye etmişlerdir. Mûsikî, tezhîb-i ahlâk ve i’tilây-ı ruhun vâsıtasındandır. Bihakkın erbâb-ı mûsikîden fena kimse zuhûr etmemiştir. Tab’ı beşerde meknûz olan ârızî kötülükleri mûsikî potası temizlemektedir.”

Bu yazı “dunyabizim.com” sitesinde yayınlanmıştır.
Yazıyı orijinal adresinde okumak için tıklayınız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir